Çok önemli bi'şey söyliycetim ama unuttum.. Demek ki yalanmış diyenleriniz var, biliyorum. Değildi. Yeminlen değildi..
Not: Emmy'yi izlemeyi unutma!
30 Ağustos 2010 Pazartesi
28 Ağustos 2010 Cumartesi
Vişneli Browni - Sert Bi Nescafe
Evet millet bu akşamki bilgisayar başı atıştırmalıklarım bunlar. Her gece bi'şeyler yiyip içiyorum bu gidişle alıcağım kiloların haddi hesabı olmayacak gibi geliyor bana.
Şu bi gerçek ki ben bir kahve bağımlısıyım. Hatta evet blogumun ismini 'Bir kahve bağımlısının günlüğü" falan yapabilirmişim. En sevdiğim ikiliden biri kahve-browni, diğeri ise kahve-Hanımeller Negrita'dır. Fazla yemek yemeyi sevmem. Zaten günde iki defa falan acıkırım. Bu yüzden olsa gerek midemin küçük olduğunu iddia ederler. Fakat öyle bir şey ki söz konusu olan tatlıysa doymak bilmiyorum. Ay kusucam ay midem ay bilmemne derler ya hani azcık tatlıdan sonra. İşte bende o olay yok. Kendime hakim olamıyorum ve önüme ne kadar tatlı koyarsanız koyun en kısa zaman diliminde tüm kırıntıları süpürmüş bulursunuz beni. Evet, ben geleceğin bir şeker hastası adayıyım. Evet, diyetisyenler kol gibi yasak listesi vericekler bana. Evet erkenden ölücem.
Ama tatlısız da yaşanmaz ki zaten canım..
***
Bugün bi takım sosyal aktivitelerde bulundum. Sosyal derken yanlış anlaşılmasın. Tabii ki de evden dışarı adımımı atmadım her zamanki gibi. Twitter mış Facebook muş bunun gibi sosyal ağları seviyorum ben. Kendi adım ve soyadım şeklinde hesaplarım vardı. Fakat kendimi hiç özgür ve rahat hissedemediğim için isim vermemeyi tercih ettim. Blogum, Formspring'im (hala tek bi soru yok gerçi) ve Twitter'ımdan sonra FriendFeed hesabı açtım bugün kendime. O kadar hoşuma gitti ki. Paylaştığınız resimler, blogunuzdaki ve Twitter'ınızdaki yazılar FriendFeed'de toplanıyor. Çok düzenli bir şey bence. Sizlere de tavsiye ediyorum.
Sosyal ortamda yeni olduğum için ve de reklamımı pek yapmadığım için elbette ki sahipsizim. Takipçim çok az. Ama olsun. Sonuçta bu siteler kendini gösterme sitesi değil, bi tür paylaşım platformu. Öyle yani.
Eh bu kadar anlatmışken adresimi de veriyim size, herbi şeyciğimi görmek isteyenler için:
Şu bi gerçek ki ben bir kahve bağımlısıyım. Hatta evet blogumun ismini 'Bir kahve bağımlısının günlüğü" falan yapabilirmişim. En sevdiğim ikiliden biri kahve-browni, diğeri ise kahve-Hanımeller Negrita'dır. Fazla yemek yemeyi sevmem. Zaten günde iki defa falan acıkırım. Bu yüzden olsa gerek midemin küçük olduğunu iddia ederler. Fakat öyle bir şey ki söz konusu olan tatlıysa doymak bilmiyorum. Ay kusucam ay midem ay bilmemne derler ya hani azcık tatlıdan sonra. İşte bende o olay yok. Kendime hakim olamıyorum ve önüme ne kadar tatlı koyarsanız koyun en kısa zaman diliminde tüm kırıntıları süpürmüş bulursunuz beni. Evet, ben geleceğin bir şeker hastası adayıyım. Evet, diyetisyenler kol gibi yasak listesi vericekler bana. Evet erkenden ölücem.
Ama tatlısız da yaşanmaz ki zaten canım..
***
Bugün bi takım sosyal aktivitelerde bulundum. Sosyal derken yanlış anlaşılmasın. Tabii ki de evden dışarı adımımı atmadım her zamanki gibi. Twitter mış Facebook muş bunun gibi sosyal ağları seviyorum ben. Kendi adım ve soyadım şeklinde hesaplarım vardı. Fakat kendimi hiç özgür ve rahat hissedemediğim için isim vermemeyi tercih ettim. Blogum, Formspring'im (hala tek bi soru yok gerçi) ve Twitter'ımdan sonra FriendFeed hesabı açtım bugün kendime. O kadar hoşuma gitti ki. Paylaştığınız resimler, blogunuzdaki ve Twitter'ınızdaki yazılar FriendFeed'de toplanıyor. Çok düzenli bir şey bence. Sizlere de tavsiye ediyorum.
Sosyal ortamda yeni olduğum için ve de reklamımı pek yapmadığım için elbette ki sahipsizim. Takipçim çok az. Ama olsun. Sonuçta bu siteler kendini gösterme sitesi değil, bi tür paylaşım platformu. Öyle yani.
Eh bu kadar anlatmışken adresimi de veriyim size, herbi şeyciğimi görmek isteyenler için:
http://friendfeed.com/neilebaslayan
Sosyalleşelim efenim, söz veriyorum acımıcak. Öptüm hepinizi!
Sosyalleşelim efenim, söz veriyorum acımıcak. Öptüm hepinizi!
Hayat ne tuhaf vapurlar filan..
Az önce en son 3 sene önce gördüğüm insanlar geldiler bize oturmaya. Şehir dışından geldiler hem de. Süpriz falan yaptılar. Açıkçası geçerken uğramışlar yani. Şunu farkettim, insanlar acayip değişiyo. Yani huyu suyu tabii değişir de, fiziksel olarak da müthiş bi değişim oluyo. Anne/baba olanlar yaşlanıyo, kilo alıyo ve biraz daha 'amaaaan başlarım elaleme ben buyum işte' triplerine giriyolar. Çocuk olan kesim de büyüyo, boyları uzuyo, sivilceleri çıkıyo ve 'anneeee yaaaaaa hiç anlamıyosun beniii' oluyolar. Bu bi döngü. Yani yeni bişi icat etmedim tabii ki şu an ben. Çok mühim bi şey de değil ama ne bileyim bana çok enteresan geldi. Biz de öyleydik zamanında. Babam sigara içiyor diye kıyameti koparır küserdim ona. Annem de sürekli bi şeyleri unutuyor mesela şu an. Sonra günün birinde hani çocuklarım falan olursa biz de öyle olcaz. Herkes öyle olcak. Çok ilginç.
Bi de bi'şey diycem. Şu erkekler de çok enteresan bi insan türü. Hani belki biz de garibizdir ama farkında değilim bunun. Belki onlar da kızlar değişik diyorlardır. Ama onlar çok ilginç geliyorlar bana. Ne biliyim. Mesela bazıları çok nazikler, centilmenler falan. Ama bazıları var geğirip duruyor. Ben şu ana kadar bi kere geğirmedim bi erkeğin yanında. Hatta yalnızken bile hatırlamam geğirdiğimi, belli mi olur alışkanlık falan olur allah korusun. Ha tamam meraktan bi bakmışızdır hepimiz ya bu insanlar büööörrgg diye ses çıkarıyo hakkaten oluyo mu öyle şeyler bi bakayım falan demişizdir. Ama o kadar yani. Tıpkı neymiş şu nargile bi bakayım der gibi.
Sonra mesela şu var bazı erkeklerde. -hatta baya çoğu öyle- Kız arkadaşı olarak bi'şey istiyorsun mesela sevgilinden. Ama büyük bi'şey istemiyorsun ki hani sıkıntıya düşmesin. O da mutlu olsun sen de. Ama işte gidiyo akıllı unutuyo veya başka bi şey oluyo yapmıyo. Sinir oluyoruz biz de kızlar olarak dimi? Bu sefer diyo ki bu kadar küçük şeyden neler diyosun bana. Ya tamam küçük şey de niye yapmıyosun o zaman çok mu zordu?
Bu sefer madem küçük şey diyo diye biraz daha büyük şey istiyosun. Hani öyle bi izlenim yaratıyo çünkü adam angarya geliyo öyle manevi anlam taşıyan şeyler. İşin içine biraz somutluk katmak amacıyla maddiyattır koşturmacadır öyle şeyler giriyor. Sonra bu akıllı adam diyo ki her şey mümkün olamayabiliyo, elimde olsa da daha iyisini yapsam.
Yahu bir de kadınlara derler huysuz diye. Yanılıyo muyum? Sanki reddetmek, itiraz etmek için var bu erkekler. Bazen ciddi anlamda böyle düşünüyorum.
Hani ben de pek beceremem bu kız erkek ilişkilerini ama en azından insan tutarlıdır neyi yapıp neyi yapamıcağını bilir. Bu erkeklerin düşünce tarzı biraz enteresan o yüzden.
Bi de bazıları var sevgi göstererek, ilgilenerek falan böle şefkatli şefkatli yaklaşarak orta yolu bulmaya çalışırsın hiiiçççç etki etmez onlara. Neyse ki benim sevgilim öyle değil. Zaten yeterince huysuzz..
Sonra mesela şu var bazı erkeklerde. -hatta baya çoğu öyle- Kız arkadaşı olarak bi'şey istiyorsun mesela sevgilinden. Ama büyük bi'şey istemiyorsun ki hani sıkıntıya düşmesin. O da mutlu olsun sen de. Ama işte gidiyo akıllı unutuyo veya başka bi şey oluyo yapmıyo. Sinir oluyoruz biz de kızlar olarak dimi? Bu sefer diyo ki bu kadar küçük şeyden neler diyosun bana. Ya tamam küçük şey de niye yapmıyosun o zaman çok mu zordu?
Bu sefer madem küçük şey diyo diye biraz daha büyük şey istiyosun. Hani öyle bi izlenim yaratıyo çünkü adam angarya geliyo öyle manevi anlam taşıyan şeyler. İşin içine biraz somutluk katmak amacıyla maddiyattır koşturmacadır öyle şeyler giriyor. Sonra bu akıllı adam diyo ki her şey mümkün olamayabiliyo, elimde olsa da daha iyisini yapsam.
Yahu bir de kadınlara derler huysuz diye. Yanılıyo muyum? Sanki reddetmek, itiraz etmek için var bu erkekler. Bazen ciddi anlamda böyle düşünüyorum.
Hani ben de pek beceremem bu kız erkek ilişkilerini ama en azından insan tutarlıdır neyi yapıp neyi yapamıcağını bilir. Bu erkeklerin düşünce tarzı biraz enteresan o yüzden.
Bi de bazıları var sevgi göstererek, ilgilenerek falan böle şefkatli şefkatli yaklaşarak orta yolu bulmaya çalışırsın hiiiçççç etki etmez onlara. Neyse ki benim sevgilim öyle değil. Zaten yeterince huysuzz..
Bi de bazı erkekler gerçekten hiç tahrik olmuyolar. Ya da çaktırmıyolar.
Öyle yani blog. Bazen küçük bir çocukmuşçasına sorular soruyorum hep. Bazen cidden çok ilginç geliyo bazı şeyler bana. Sizce de öyle değil mi ya
Öyle yani blog. Bazen küçük bir çocukmuşçasına sorular soruyorum hep. Bazen cidden çok ilginç geliyo bazı şeyler bana. Sizce de öyle değil mi ya
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Geceler güzeldir. Geceleri severim. Geceler huzurdur.
Şuursuzca basıyorum 'yeni kayıt' şeyine. Sadece yazmak istiyorum.
Bu yaz benim için çok boş bi yazdı önce onu söylemek istiyorum. Sıcaklarla birlikte şu üniversite olayları ömrümün bikaç senesini benden almış bulunmakta. Neyse ki artık üniversite konusu açıklığa kavuştu, İstanbul Üniversitesi'ndeyim. Şimdiye kadar hiçbir zaman hayallerimde yeri olmayan bir şehir, İstanbul.. Adına şarkılar, şiirler yazılan; büyük aşkların şehri İstanbul. Aslında başlı başına bir aşk.. -imiş- Yaşayarak öğrenmek lazım gelir bundan sonrasını.
Bu yaz benim için çok boş bi yazdı önce onu söylemek istiyorum. Sıcaklarla birlikte şu üniversite olayları ömrümün bikaç senesini benden almış bulunmakta. Neyse ki artık üniversite konusu açıklığa kavuştu, İstanbul Üniversitesi'ndeyim. Şimdiye kadar hiçbir zaman hayallerimde yeri olmayan bir şehir, İstanbul.. Adına şarkılar, şiirler yazılan; büyük aşkların şehri İstanbul. Aslında başlı başına bir aşk.. -imiş- Yaşayarak öğrenmek lazım gelir bundan sonrasını.
Yeni bir hayata merhaba demiş bulunmaktayım haliyle. Yeni bir okul ve yeni yüzlerle birlikte yeni anılarla dolduracağım yeni bir şehir..
İtiraf edeyim İstanbul hakkında hiçbir fikre sahip değilim. Hayatımda biri okul gezisi biri babamın iş gezisi olmak üzere yalnızca iki defa gittim ve öyle İstanbul'u anlatan bir şeylerle karşılaşmadım henüz. O yüzden ruh halim biraz enteresan diyebilirim. Heyecan ve korkuyu birlikte yaşıyorum. Mutluyum; fakat yalnızca gidiceğim için. Hem 'uzak' değil miydi beni heyecanlandıran?
Inception'a gittim birkaç gün öncesinde de. Son günlerde izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. Sonu şaşırtan filmleri her zaman iyi kabul eder zihnimiz ayrıca yanılıyor muyum? :)
Son demişken.. Lost'a bir buçuk ay önce başlamıştım ben. 6 sezonu birden izledim eve kapanıp. 6 sezonluk bir dizinin en kötü bölümünün final bölümü olması ne kadar acı bir şey. Şaka gibiydi. Hala şaşkınım. Bu kadar yaratıcı bu kadar zeki adamlar böyle bir sonu mu layık görmüşler acaba dünyaca ses getiren bir diziye. Benim Lost uğruna uykusuz kaldığım geceler, çektiğim baş ağrılarının haddi hesabı yok. Kaç defa rüyama girdiğini bile sayamadım. 6 sene boyunca sabredip bekleyen izleyicilere gerçekten üzüldüm. Tamam Lost'u kötülemiyorum, asla kötüleyemem. Ama şunu anladım ki Lost'u Lost yapan şey final değil, finale gelene kadar geçen süreçmiş. Derler ya başardığın değil nasıl başardığındır diye. Öyle bir şey olmuş. Neyse artık.
Bir Lost da geldi geçti işte..
Aslında anlatıcak şeylerim vardı ama acayip uykum geldi. Bir de size bir şey itiraf edeyim; küçüklüğümden beri en korktuğum şeylerden biri davulculardır. Sesine tahammül edemem. Artık davulcuya şikayet ederim diye korkuttular mı naptılar bilmiyorum. Hala müthiş bir gerginlik yaşıyorum şu sahur saatleri. O yüzden bir an önce uyumalı diyorum.
Herkese iyi sabahlar!
Inception'a gittim birkaç gün öncesinde de. Son günlerde izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. Sonu şaşırtan filmleri her zaman iyi kabul eder zihnimiz ayrıca yanılıyor muyum? :)
Son demişken.. Lost'a bir buçuk ay önce başlamıştım ben. 6 sezonu birden izledim eve kapanıp. 6 sezonluk bir dizinin en kötü bölümünün final bölümü olması ne kadar acı bir şey. Şaka gibiydi. Hala şaşkınım. Bu kadar yaratıcı bu kadar zeki adamlar böyle bir sonu mu layık görmüşler acaba dünyaca ses getiren bir diziye. Benim Lost uğruna uykusuz kaldığım geceler, çektiğim baş ağrılarının haddi hesabı yok. Kaç defa rüyama girdiğini bile sayamadım. 6 sene boyunca sabredip bekleyen izleyicilere gerçekten üzüldüm. Tamam Lost'u kötülemiyorum, asla kötüleyemem. Ama şunu anladım ki Lost'u Lost yapan şey final değil, finale gelene kadar geçen süreçmiş. Derler ya başardığın değil nasıl başardığındır diye. Öyle bir şey olmuş. Neyse artık.
Bir Lost da geldi geçti işte..
Aslında anlatıcak şeylerim vardı ama acayip uykum geldi. Bir de size bir şey itiraf edeyim; küçüklüğümden beri en korktuğum şeylerden biri davulculardır. Sesine tahammül edemem. Artık davulcuya şikayet ederim diye korkuttular mı naptılar bilmiyorum. Hala müthiş bir gerginlik yaşıyorum şu sahur saatleri. O yüzden bir an önce uyumalı diyorum.
Herkese iyi sabahlar!
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Bi keresinde filler çok şişman diye ağlamıştım.
Günler çok hızlı geçiyor. Hızlı yaşıyoruz hayatı. Yaşıyoruz yaşamasına da dolu dolu mu yaşıyoruz, o var. Şöyle dönüp bakıyorum da.. Hayati kararlar, sorumluluklar, güzel insanlar bıraktım geride. Oysa hayatımızın ne kadar küçük bi parçasıymış tüm bu yaşananlar. O bitmeyecekmiş gibi gelen geceler boyu döktüğümüz gözyaşları, isyanlarımız.. Ne kadar önemsizmiş, ne kadar basitmiş.
Şimdi önümde koca bir hayat var. Büyümem için yeterli zamanım var. Tanıyacağım yeni insanlar. Yeni gözyaşları var beni bekleyen. 'Her şeyim' dediğim bir adam var, sonsuza kadar seveceğime inandığım.. Çekeceğimiz acıları az çok kestirebiliyorum. İki yol var önümüzde. Ayrılmak zorundayız.. Öpüşler, sevişmeler yok öyle eskisi gibi. Sevmek var sadece, doyasıya sevmek. Görmeden, dokunmadan; duyarak sevmek var.
Olsun. Dedim ya, küçük bir parçası bunlar hayatın. Önemli olan inanç. İnancınızı koruyabilirseniz eğer, her şeyi başarabilirsiniz, hiçbir şey zor gelmez size düşündüğünüz kadar. Artık bunu biliyorum.
Biliyorum ki bu geçmek bilmeyen ya da nasıl geçtiğini anlayamadığımız, hem sıkıntıdan patladığımız hem yaşamaya doyamadığımız yaz da bitecek. Mağazalarda yeni sezon açılacak, televizyonda yeni diziler başlayacak. Okullar açılacak, sınavlar falanlar filanlar. Aslında bu işlerin nasıl yürüdüğünü çok iyi biliyoruz öyle değil mi?
Bir de nasıl yaşamamız gerektiğini bilsek..
Şimdi önümde koca bir hayat var. Büyümem için yeterli zamanım var. Tanıyacağım yeni insanlar. Yeni gözyaşları var beni bekleyen. 'Her şeyim' dediğim bir adam var, sonsuza kadar seveceğime inandığım.. Çekeceğimiz acıları az çok kestirebiliyorum. İki yol var önümüzde. Ayrılmak zorundayız.. Öpüşler, sevişmeler yok öyle eskisi gibi. Sevmek var sadece, doyasıya sevmek. Görmeden, dokunmadan; duyarak sevmek var.
Olsun. Dedim ya, küçük bir parçası bunlar hayatın. Önemli olan inanç. İnancınızı koruyabilirseniz eğer, her şeyi başarabilirsiniz, hiçbir şey zor gelmez size düşündüğünüz kadar. Artık bunu biliyorum.
Biliyorum ki bu geçmek bilmeyen ya da nasıl geçtiğini anlayamadığımız, hem sıkıntıdan patladığımız hem yaşamaya doyamadığımız yaz da bitecek. Mağazalarda yeni sezon açılacak, televizyonda yeni diziler başlayacak. Okullar açılacak, sınavlar falanlar filanlar. Aslında bu işlerin nasıl yürüdüğünü çok iyi biliyoruz öyle değil mi?
Bir de nasıl yaşamamız gerektiğini bilsek..
3 Ağustos 2010 Salı
Artık ben de Formspring'liyim!
Ehemehem çok özendim ben de aldım :p
Kimliğim gizli olduğu için beni kimse bulamıyor. Haliyle sahipsiz kaldım. Boş vaktiniz olursa bi el atıverin :)
http://www.formspring.me/neilebaslayan
Yakında yeni kimliğimle Twitter olaylarına da girmek istiyorum. İşim gücüm yok ne de olsa diymi?
http://www.formspring.me/neilebaslayan
Yakında yeni kimliğimle Twitter olaylarına da girmek istiyorum. İşim gücüm yok ne de olsa diymi?
Bir Tembelin Hayalleri
İşletme yazıp çift anadal yapıcam oolumm.
1 Ağustos 2010 Pazar
i will survive
Sevgiliyle işler tuhaf gidiyor. Geri döndüğünden beri her şey çok güzeldi. Tam eskiye döndük derken aynı şeyler tekrarlanmaya başlıyor. Az önce ilk kez ona bu kadar sesimi yükselttim. O da geri kalmadı elbette. Bunun altından nasıl kalkarım bilmiyorum. Artık tahammülsüzleşmeye başladım ve açıkçası o da.. Onu bu hayatta her şeyden çok sevdiğim, istediğim gerçeğinin yanında o gün onun da dediği gibi gerçekten bi yere gitmiyor muyuz acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ufacık sorunlarda patlayıp o aşk yumağı hallerimizden eser kalmıyor aslan kesilip birbirimizin üzerine atlıcak gibi oluyoruz. Sonra duruyoruz birden. Biz naapıyoruz böyle diyoruz.. Ve aniden bikaç ay geriye gitmiş oluyoruz.. Her şeyi baştan yapmaya başlıyoruz. Yorucu.. Anlatamam nasıl yıpratıyor beni. Bu kadar şeye katlanıyorsam onu çok sevdiğim içindir. Onun aşkına ihtiyacım olduğu içindir. Başka bi şey değil..
Onun dışında hala üniversite stresim sürmekte. Babam tutturmuş İstanbul yazma diye. Herkes bi'şey söylüyor. Hepinizi baştan... Neyse. Kendi dediğimi yapıcağımı herkes biliyor oysaki. Bu hafta içinde tercih yapıcam işte. Onu beklemesi falan ölüm gibi yemin ediyorum imanımız gevriyor resmen.
Kısacası hayatım bok gibi falan.
en iyisi kendime şu şarkıyı ithaf edeyim:
Onun dışında hala üniversite stresim sürmekte. Babam tutturmuş İstanbul yazma diye. Herkes bi'şey söylüyor. Hepinizi baştan... Neyse. Kendi dediğimi yapıcağımı herkes biliyor oysaki. Bu hafta içinde tercih yapıcam işte. Onu beklemesi falan ölüm gibi yemin ediyorum imanımız gevriyor resmen.
Kısacası hayatım bok gibi falan.
en iyisi kendime şu şarkıyı ithaf edeyim:
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Nereye gidersen git dönüp dolaşıp bana geliyorsun.
Yapamadı.
Beni sevmediğini söyleyemedi.
Kaçtı.
Beni sevmediğini söyleyemedi.
Kaçtı.
Sadece kaçtı..
Elini uzattı
Yapamadım.
Elini uzattı
Yapamadım.
Hayır diyemedim..
Tuttum ve bir kez daha çıkardım onu düştüğü yerden.
Bir kez daha tuttum onu, gözyaşlarını sildim.
Unuttum ve
Tuttum ve bir kez daha çıkardım onu düştüğü yerden.
Bir kez daha tuttum onu, gözyaşlarını sildim.
Unuttum ve
Kabul ettim..
Evine hoşgeldin sevgilim..
Evine hoşgeldin sevgilim..
20 Temmuz 2010 Salı
Ne kadar farklı desek de sonu hep aynı
Ayrılığın üzerinden koca bir gün geçti.
Geçmedi aslında. Uyuyamadım bütün gece. Ezanların okunduğunu, güneşin doğduğunu hatırlıyorum. Trafik sesleri yükselmeye başlamıştı ben uykuya daldığımda.
Gerçekten, insan hayatının her anına yaydığı birini böyle ummadığı bi anda kaybettiği zaman şaşkına dönüyormuş. Ne yapıcağımı bilemiyorum şimdi. Bir yandan kafamda soru işaretleri dönüp duruyor. Bir yandan bundan sonra 'onu düşünmeden' hayatımı nasıl yönlendirebilirim onu düşünüyorum. Bana 'hayatımız' demeyi öğreten adam bir telefon açıyor ve kendi yollarımızı çizelim diyor. Bunu kabullenemiyorum. Bir yandan ailemle mücadele ediyorum. Nasıl bir şeyin içindeyim aklım almıyor.
Sözler verilir sözler buharlaşır sözler uçar sonra yeniden verilir..
bu bi döngü.
Hayatımda ilk kez birine güvenmeyi denedim. İnanmayı denedim. Ait hissettim. Tüm benliğimi ona verdim. Çünkü o istedi. Ben sadece sevdim korkakça. Beni yüreklendirdi. Senelerini bana verdi beni değiştirdi. Bambaşka bi aşık çıkardı içimden. Kendini buldu bende. Ne zaman düşücek gibi olsam tuttu kolumdan çekti beni. Beraber baktık yükseklere, eleleydik hep.. Sımsıkı sarıldık, bırakmadık.. Öyle saftı ki..
Tüm tereddütlerimi bana unutturdu. O varken yalnız hissetmezdim ben. Bana söz verdirdi, kimseyi sevmiyceksin başka tamam mı dedi. Kimseyle evlenmiyceksin, aranızda yatarım yoksa dedi. Sen yalnız benim olucaksın.. Ben bakıcam sana böyle, kimsenin görmediği seni ben görücem dedi. Hayatımızı beraber kurucaz hepsini planlıcaz dedi. İşin en keyifli zamanı şimdi olucaktı oysa.
Bi keresinde şöyle demişti "Ben seni terk edemem. Sen de edemezsin. Zaten terk edeni diğerimiz bağlasın. Ayrılmayalım hiç."
Şaka gibi geliyodu o zaman bunlar. Bi gün gerçek olucağı hiç aklıma gelmemişti. Çünkü o bana bunu öğretmişti. Hayal kurmayı, inanmayı, sevmeyi öğretmişti. Hiçbi şey düşünmeden doya doya sevmeyi..
Ve ben nedenini bile anlayamadan bi aşk uçtu ellerimden.
Şimdi vakit şişelerin dibini görme bağıra bağıra şarkı söyleme vaktidir.
Geçmedi aslında. Uyuyamadım bütün gece. Ezanların okunduğunu, güneşin doğduğunu hatırlıyorum. Trafik sesleri yükselmeye başlamıştı ben uykuya daldığımda.
Gerçekten, insan hayatının her anına yaydığı birini böyle ummadığı bi anda kaybettiği zaman şaşkına dönüyormuş. Ne yapıcağımı bilemiyorum şimdi. Bir yandan kafamda soru işaretleri dönüp duruyor. Bir yandan bundan sonra 'onu düşünmeden' hayatımı nasıl yönlendirebilirim onu düşünüyorum. Bana 'hayatımız' demeyi öğreten adam bir telefon açıyor ve kendi yollarımızı çizelim diyor. Bunu kabullenemiyorum. Bir yandan ailemle mücadele ediyorum. Nasıl bir şeyin içindeyim aklım almıyor.
Sözler verilir sözler buharlaşır sözler uçar sonra yeniden verilir..
bu bi döngü.
Hayatımda ilk kez birine güvenmeyi denedim. İnanmayı denedim. Ait hissettim. Tüm benliğimi ona verdim. Çünkü o istedi. Ben sadece sevdim korkakça. Beni yüreklendirdi. Senelerini bana verdi beni değiştirdi. Bambaşka bi aşık çıkardı içimden. Kendini buldu bende. Ne zaman düşücek gibi olsam tuttu kolumdan çekti beni. Beraber baktık yükseklere, eleleydik hep.. Sımsıkı sarıldık, bırakmadık.. Öyle saftı ki..
Tüm tereddütlerimi bana unutturdu. O varken yalnız hissetmezdim ben. Bana söz verdirdi, kimseyi sevmiyceksin başka tamam mı dedi. Kimseyle evlenmiyceksin, aranızda yatarım yoksa dedi. Sen yalnız benim olucaksın.. Ben bakıcam sana böyle, kimsenin görmediği seni ben görücem dedi. Hayatımızı beraber kurucaz hepsini planlıcaz dedi. İşin en keyifli zamanı şimdi olucaktı oysa.
Bi keresinde şöyle demişti "Ben seni terk edemem. Sen de edemezsin. Zaten terk edeni diğerimiz bağlasın. Ayrılmayalım hiç."
Şaka gibi geliyodu o zaman bunlar. Bi gün gerçek olucağı hiç aklıma gelmemişti. Çünkü o bana bunu öğretmişti. Hayal kurmayı, inanmayı, sevmeyi öğretmişti. Hiçbi şey düşünmeden doya doya sevmeyi..
Ve ben nedenini bile anlayamadan bi aşk uçtu ellerimden.
Şimdi vakit şişelerin dibini görme bağıra bağıra şarkı söyleme vaktidir.
Gerisini sonra düşünürüz..
Gitme diyemedim
Evet, yanlış duymadınız. Büyük aşk sona erdi.. Şimdi size ilişkim hakkında henüz bir şey anlatmamış olduğum için şaşırmıyorsunuzdur. Ama benim üzerimde hala bunun şoku var. Aşk bitti..
Nasıl oldu ne zaman oldu inanın hiçbir fikrim yok. Neden olduğunu da bilmiyorum muhtemelen. 4-5 gündür konuşmuyorduk. Onu çok özlemiştim, sesini duymayı çok istemiştim fakat onu arayamamıştım. Ondan herhangi bir şey de beklememiştim. Kafam karışıktı çünkü. Beni karıştıran şey ilişkimizden çok 'ben'dim. Biliyorsunuz, sonuçlar açıklandı. Bi karar vermem gerekiyo ve bu cidden çok sancılı bi süreç. Onun açısından bi sorun olmadığını tahmin ediyorum. -tahmin ediyorum çünkü sormamıştık birbirimize- Çünkü istediği her yere gidebilecek bir puana sahip. Bense tembelim ve benim için zor bi dönem şu günler. Kafamda bin tilki dolaşıyo. Sabah diyorum ki ben en iyisi dersaneye gidip seneye gireyim sınava. Akşam oluyo canım sıkılıyo iyice aman diyorum gideyim işte ne var. Böyle bi durumdayım. Bi yandan sevgiliyi düşünüyorum. Onunla ortak yazma durumlarımız falan var. -bu da ayrı bi hikaye- Bi tıplara bakıyorum bi benim yazıcağım işletmedir şudur budur ben iyice hortlak gibi oldum. Zaten özlemişim kollarına atlıyasım geliyo. Böyle saçma bi dünyada yaşıyorum bikaç haftadır.
Derken sabah duştan çıktım bi baktım ki telefonumda bir cevapsız arama ve bir de mesaj. Müsait olup olmadığımı soruyor konuşmak istiyormuş benimle. O an içim ısındı.. Her şey silindi zihnimde. Hatta öyle pişman oldum ki kaç gündür onu aramadığım için. Çünkü biliyorum ilacım ya o benim, hani her zaman olmuştur ya.. Mutsuz olduğumuzda birbirimizi yiyip küsüşmüşsek falan özliyip sarılıveriyoruz sonra hemen geçiyo. Isınıyorum aydınlanıyorum.. Öyle bi aşk yaşadık ki hani aklıma kötü bi şey gelmiyo. Yaşasın dedim ya özlemiş beni. Müsaitim şimdi arayabilirsin diye cevap yazdım ama içimden sevmeye başladım bile onu. Bebişim benim diyorum içimden sevgilisini de özlermiş canım diyorum her şeyim diyorum.. Bana dönmesi bi on dakika falan sürdü. Ben bekliyorum ama nası mutluyum. Ondan önceki gece de nerdeyse mesaj atıyodum son anda vazgeçmiştim. Duştayken de aklıma geldi düşündüm onu falan. Diyorum işte hissediyo benim onu düşündüğümü..
Ve beklenen telefon geldi. Telefonun ışığı yanıp sönüyor, bebişim.. Bebek gibi sevdirmeye kendisini bayılırdı. Ona bebeğim olduğunu söylerdim böle kedi gibi şımarır mutlu olurdu. Onu telefona böyle kaydettiğimde de çok hoşuna gitmişti...
Nasıl olduğumu, sınavımı sonucumu falan sordu; anlattım uzun uzun.. Ne yapmayı düşünüyosun dedi kararsızım dedim. Karar verirken beni düşünme dedi. Bana göre verme kararını dedi.. Anladım artık, soğuğu hissetmeye başladım yüzümde.. Aslında doğru insan olmadığımızı söyledi birbirimiz için.
"Hep öyle zannettik ama aslında öyle değildik"
Kanım dondu.. Bi yere gitmiyo bu dedi.. Evet dedim, haklısın. -niyeyse- Üzmek istemiyormuş ikimizi de.. Doğrusu buymuş..
Falanmış filanmış.
Anladım ki kararını vermiş. Önümüzdeki yüz senesini benimle geçirmeye söz veren, benden asla vazgeçmiyceğini, her ne olursa olsun bunun bitmiyceğini söyleyen ve en önemlisi tüm bunlara beni inandırmak için büyük çabalar göstermiş bebeğim beni terk ediyordu.. Sesimi çıkarmadım..
derin bir iç çektim ağladığımı belli etmemeye çalıştım.. -aptal, sen olmadan nasıl yapıcağımı düşünüyosan!-
Nasıl oldu ne zaman oldu inanın hiçbir fikrim yok. Neden olduğunu da bilmiyorum muhtemelen. 4-5 gündür konuşmuyorduk. Onu çok özlemiştim, sesini duymayı çok istemiştim fakat onu arayamamıştım. Ondan herhangi bir şey de beklememiştim. Kafam karışıktı çünkü. Beni karıştıran şey ilişkimizden çok 'ben'dim. Biliyorsunuz, sonuçlar açıklandı. Bi karar vermem gerekiyo ve bu cidden çok sancılı bi süreç. Onun açısından bi sorun olmadığını tahmin ediyorum. -tahmin ediyorum çünkü sormamıştık birbirimize- Çünkü istediği her yere gidebilecek bir puana sahip. Bense tembelim ve benim için zor bi dönem şu günler. Kafamda bin tilki dolaşıyo. Sabah diyorum ki ben en iyisi dersaneye gidip seneye gireyim sınava. Akşam oluyo canım sıkılıyo iyice aman diyorum gideyim işte ne var. Böyle bi durumdayım. Bi yandan sevgiliyi düşünüyorum. Onunla ortak yazma durumlarımız falan var. -bu da ayrı bi hikaye- Bi tıplara bakıyorum bi benim yazıcağım işletmedir şudur budur ben iyice hortlak gibi oldum. Zaten özlemişim kollarına atlıyasım geliyo. Böyle saçma bi dünyada yaşıyorum bikaç haftadır.
Derken sabah duştan çıktım bi baktım ki telefonumda bir cevapsız arama ve bir de mesaj. Müsait olup olmadığımı soruyor konuşmak istiyormuş benimle. O an içim ısındı.. Her şey silindi zihnimde. Hatta öyle pişman oldum ki kaç gündür onu aramadığım için. Çünkü biliyorum ilacım ya o benim, hani her zaman olmuştur ya.. Mutsuz olduğumuzda birbirimizi yiyip küsüşmüşsek falan özliyip sarılıveriyoruz sonra hemen geçiyo. Isınıyorum aydınlanıyorum.. Öyle bi aşk yaşadık ki hani aklıma kötü bi şey gelmiyo. Yaşasın dedim ya özlemiş beni. Müsaitim şimdi arayabilirsin diye cevap yazdım ama içimden sevmeye başladım bile onu. Bebişim benim diyorum içimden sevgilisini de özlermiş canım diyorum her şeyim diyorum.. Bana dönmesi bi on dakika falan sürdü. Ben bekliyorum ama nası mutluyum. Ondan önceki gece de nerdeyse mesaj atıyodum son anda vazgeçmiştim. Duştayken de aklıma geldi düşündüm onu falan. Diyorum işte hissediyo benim onu düşündüğümü..
Ve beklenen telefon geldi. Telefonun ışığı yanıp sönüyor, bebişim.. Bebek gibi sevdirmeye kendisini bayılırdı. Ona bebeğim olduğunu söylerdim böle kedi gibi şımarır mutlu olurdu. Onu telefona böyle kaydettiğimde de çok hoşuna gitmişti...
Nasıl olduğumu, sınavımı sonucumu falan sordu; anlattım uzun uzun.. Ne yapmayı düşünüyosun dedi kararsızım dedim. Karar verirken beni düşünme dedi. Bana göre verme kararını dedi.. Anladım artık, soğuğu hissetmeye başladım yüzümde.. Aslında doğru insan olmadığımızı söyledi birbirimiz için.
"Hep öyle zannettik ama aslında öyle değildik"
Kanım dondu.. Bi yere gitmiyo bu dedi.. Evet dedim, haklısın. -niyeyse- Üzmek istemiyormuş ikimizi de.. Doğrusu buymuş..
Falanmış filanmış.
Anladım ki kararını vermiş. Önümüzdeki yüz senesini benimle geçirmeye söz veren, benden asla vazgeçmiyceğini, her ne olursa olsun bunun bitmiyceğini söyleyen ve en önemlisi tüm bunlara beni inandırmak için büyük çabalar göstermiş bebeğim beni terk ediyordu.. Sesimi çıkarmadım..
".. şimdi telefonu kapatıcam ve sonsuza kadar hayatından çıkmış olucam."
-sessizlik-
..
"kapat.." -yalvarırcasına-
"kendine iyi bak"
derin bir iç çektim ağladığımı belli etmemeye çalıştım.. -aptal, sen olmadan nasıl yapıcağımı düşünüyosan!-
sustum..
telefon kapandı ve
büyük aşk sona erdi..
18 Temmuz 2010 Pazar
Ben
Size biraz kendimden bahsedeyim,
18 yaşında bi genç kızım. Huysuzum, inatçıyım, gevezeyim. Kafam daima karışıktır ve durmadan bi şeyler üzerine düşünmem gerekiyormuş gibi hissederim. Çoğunlukla güleryüzlüyüm, sempatik bulurlar beni fakat katlanılamayacak huylarım da yok değil. Sanırım beğenmeme hastalığına yakalandım. Yanlış anlaşılmasın, kibirli değilimdir; burnum havada hiç değildir. Fakat öyle işte. İçinde bulunduğum ortamda bazen yalnız hissederim kendimi, konuşacak birilerine ihtiyaç duyarım ama yoktur o kişi. Uyumlu biriyimdir üstelik. Hemen hemen herkesle iyi geçinirim. Ama bazen onlarla aynı pencereden bakmadığımızı görürüm. Ya onlar farklıdır benim gözümde, ya ben diğerlerinden farklıyımdır. Anneme sorsak ergen mızırtılarıdır bunlar. Ama ne olursa olsun, şu an ben buyum.
Audrey Hepburn'e bayılırım. Galatasaraylıyımdır, hem de çok koyu. Ama sorsanız kalecisini tanımam. Küçükken babam ve arkadaşlarının izlediği bir maçta kazanan takım Galatasaray olduğu için ve yan komşumuz olan yakışıklı abi Galatasaray Üniversitesi'ni kazandığı için ben artık bir Galatasaraylı'ydım.
Üniversite falan demişken.. Sınavlara girdim bu sene. Ama tahmin edersiniz ki stresli bir dönem içersindeyim. Ne olucağını ancak bir ay sonra falan yazacağım buraya.
Fakat şunu iyi biliyorum ki, -işte bu tam bir ergen mızırtısı oluyor- yaşadığım şehirden uzak bir yerlere gideceğim. Bunun üzerine çok düşündüm. En sonunda uzakta olmanın en doğru karar olduğuna inandım. Aileden uzak olmanın.. Belki deneyebilirdim bir sene daha. Belki daha iyi şeyler yapabilirdim. Ama öyle bir şey ki bunları ne zaman düşünsem bir şeyler bana gitmem gerektiğini gösteriyor durmadan.. Ve ben de, evet sırf ailemden uzaklaşmak için, gidicem buradan.
Ailemle asla geçinemem. Fikirlerimizin uymaması falan değil bu. Kuşak çatışması denen her ailede vardır. Ben -belki içimde bi parça asilik olduğundan, katı oluşumdan- affedemiyorum. Yaşananları unutamıyorum. Boyun eğemiyorum. Kendimi savunma ihtiyacı hissediyorum ve bunu yaptıkça yıpranıyorum. Evet, 18 yaşındayım, buraya gelmiş bilmiş bilmiş konuşuyorum. Fakat bunu yazmasaydım emin olun asla inanmazdınız. Yazdım, çünkü tamamen samimi bir blog olmasını istiyorum buranın.
Bitirmeden.. Bir de erkek arkadaşım var benim, C. Kendisi hayatımın aşkı falan olabilir. Pek bi mutlu, sevişgen bi çiftiz. Ama sık sık da didişiyoruz. Bugün de o günlerden biri olduğu için anlatasım gelmiyor onun hakkında bir şeyler. Ne zamann gelir benim gönlümü alır, işte o zaman ben de aşık aşık konuşurum buralarda. - bunu da yeni öğrendim:) -
Şimdilik bu kadar yetsin bakalım. Üniversite muhabbetlerinden falan keyifsizliğimi anlayabilirsiniz. Bu da bi'şey yazmıyo gidelim burdan triplerine falan girmeyin derim ben.
Sizi seviyorum, çünkü mühim ya da değil, anlattıklarımı dinleyen herkes çok değerlidir benim gözümde.
18 yaşında bi genç kızım. Huysuzum, inatçıyım, gevezeyim. Kafam daima karışıktır ve durmadan bi şeyler üzerine düşünmem gerekiyormuş gibi hissederim. Çoğunlukla güleryüzlüyüm, sempatik bulurlar beni fakat katlanılamayacak huylarım da yok değil. Sanırım beğenmeme hastalığına yakalandım. Yanlış anlaşılmasın, kibirli değilimdir; burnum havada hiç değildir. Fakat öyle işte. İçinde bulunduğum ortamda bazen yalnız hissederim kendimi, konuşacak birilerine ihtiyaç duyarım ama yoktur o kişi. Uyumlu biriyimdir üstelik. Hemen hemen herkesle iyi geçinirim. Ama bazen onlarla aynı pencereden bakmadığımızı görürüm. Ya onlar farklıdır benim gözümde, ya ben diğerlerinden farklıyımdır. Anneme sorsak ergen mızırtılarıdır bunlar. Ama ne olursa olsun, şu an ben buyum.
Audrey Hepburn'e bayılırım. Galatasaraylıyımdır, hem de çok koyu. Ama sorsanız kalecisini tanımam. Küçükken babam ve arkadaşlarının izlediği bir maçta kazanan takım Galatasaray olduğu için ve yan komşumuz olan yakışıklı abi Galatasaray Üniversitesi'ni kazandığı için ben artık bir Galatasaraylı'ydım.
Üniversite falan demişken.. Sınavlara girdim bu sene. Ama tahmin edersiniz ki stresli bir dönem içersindeyim. Ne olucağını ancak bir ay sonra falan yazacağım buraya.
Fakat şunu iyi biliyorum ki, -işte bu tam bir ergen mızırtısı oluyor- yaşadığım şehirden uzak bir yerlere gideceğim. Bunun üzerine çok düşündüm. En sonunda uzakta olmanın en doğru karar olduğuna inandım. Aileden uzak olmanın.. Belki deneyebilirdim bir sene daha. Belki daha iyi şeyler yapabilirdim. Ama öyle bir şey ki bunları ne zaman düşünsem bir şeyler bana gitmem gerektiğini gösteriyor durmadan.. Ve ben de, evet sırf ailemden uzaklaşmak için, gidicem buradan.
Ailemle asla geçinemem. Fikirlerimizin uymaması falan değil bu. Kuşak çatışması denen her ailede vardır. Ben -belki içimde bi parça asilik olduğundan, katı oluşumdan- affedemiyorum. Yaşananları unutamıyorum. Boyun eğemiyorum. Kendimi savunma ihtiyacı hissediyorum ve bunu yaptıkça yıpranıyorum. Evet, 18 yaşındayım, buraya gelmiş bilmiş bilmiş konuşuyorum. Fakat bunu yazmasaydım emin olun asla inanmazdınız. Yazdım, çünkü tamamen samimi bir blog olmasını istiyorum buranın.
Bitirmeden.. Bir de erkek arkadaşım var benim, C. Kendisi hayatımın aşkı falan olabilir. Pek bi mutlu, sevişgen bi çiftiz. Ama sık sık da didişiyoruz. Bugün de o günlerden biri olduğu için anlatasım gelmiyor onun hakkında bir şeyler. Ne zamann gelir benim gönlümü alır, işte o zaman ben de aşık aşık konuşurum buralarda. - bunu da yeni öğrendim:) -
Şimdilik bu kadar yetsin bakalım. Üniversite muhabbetlerinden falan keyifsizliğimi anlayabilirsiniz. Bu da bi'şey yazmıyo gidelim burdan triplerine falan girmeyin derim ben.
Sizi seviyorum, çünkü mühim ya da değil, anlattıklarımı dinleyen herkes çok değerlidir benim gözümde.
25 Haziran 2010 Cuma
Bihter öldü.
Aşk-ı Memnu'nun final bölümünü izledim dün gece. Bugün Facebook, Twitter her yer Bihter'in ölümünden bahsediyor. Hakikaten şimdi beni de etkiledi. Beren Saat'in oyunculuğuna diyecek lafım yok zaten. Koskoca Firdevs Hanım'ı bile ağlatıp suratını yamulttuysa zaten söz kalmıyor efendim. Eğri oturalım doğru konuşalım. İki sene boyunca Aşk-ı Memnu için atıp tutmuş olsak da tüm konuya hakimiz. Finali de hepimiz izledik şimdi. "Neden ben?" dedi yaa.. Ağladım lan. Hep Bihter'i tutuyodum ben.
O değil de asıl Halit Ziya'yı kutlamak gerek. Nur içinde yatsın üstadımız. Az önce Google'dan baktım 1901 yılında yazılmış bu roman. 2010 yılında hala konuşuluyorsa bu Halit Ziya'nın başarısıdır. Tabi ki dizi olmadan önce bu romandan haberi olmayan bir çok insan vardı, ona diyecek lafım yok. Fakat diğer Türk dizilerinin halini de biliyoruz. Seneryo yazarlarımızın hayalgücü çok zayıf. Dünyaca ses getirebilecek Lost gibi bir dizi asla çıkaramayacaklar ortaya. Böyle bi durumda da faydalı bir şeyler yapmak adına usta romancılarımızın eserlerini ekrana geçirmelerini çok onaylıyorum. Hem insanımızın kültür düzeyi artıyor, hem yapımcılarımız reyting rekorları kırıyorlar. Alan memnun satan memnun.
Ama yine de Yaprak Dökümü gibi konuyu şaşırmamak gerek tabii.
Sonuç olarak dün gece Bihter beni ağlattı ya helal olsun.
Ama yine de Yaprak Dökümü gibi konuyu şaşırmamak gerek tabii.
Sonuç olarak dün gece Bihter beni ağlattı ya helal olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)