28 Temmuz 2010 Çarşamba

Nereye gidersen git dönüp dolaşıp bana geliyorsun.

Yapamadı.
Beni sevmediğini söyleyemedi.
Kaçtı.
Sadece kaçtı..
Elini uzattı

Yapamadım.
Hayır diyemedim..
Tuttum ve bir kez daha çıkardım onu düştüğü yerden.
Bir kez daha tuttum onu, gözyaşlarını sildim.
Unuttum ve
Kabul ettim..



Evine hoşgeldin sevgilim..

20 Temmuz 2010 Salı

Ne kadar farklı desek de sonu hep aynı

Ayrılığın üzerinden koca bir gün geçti.
Geçmedi aslında. Uyuyamadım bütün gece. Ezanların okunduğunu, güneşin doğduğunu hatırlıyorum. Trafik sesleri yükselmeye başlamıştı ben uykuya daldığımda.

Gerçekten, insan hayatının her anına yaydığı birini böyle ummadığı bi anda kaybettiği zaman şaşkına dönüyormuş. Ne yapıcağımı bilemiyorum şimdi. Bir yandan kafamda soru işaretleri dönüp duruyor. Bir yandan bundan sonra 'onu düşünmeden' hayatımı nasıl yönlendirebilirim onu düşünüyorum. Bana 'hayatımız' demeyi öğreten adam bir telefon açıyor ve kendi yollarımızı çizelim diyor. Bunu kabullenemiyorum. Bir yandan ailemle mücadele ediyorum. Nasıl bir şeyin içindeyim aklım almıyor.

Sözler verilir sözler buharlaşır sözler uçar sonra yeniden verilir..
bu bi döngü.

Hayatımda ilk kez birine güvenmeyi denedim. İnanmayı denedim. Ait hissettim. Tüm benliğimi ona verdim. Çünkü o istedi. Ben sadece sevdim korkakça. Beni yüreklendirdi. Senelerini bana verdi beni değiştirdi. Bambaşka bi aşık çıkardı içimden. Kendini buldu bende. Ne zaman düşücek gibi olsam tuttu kolumdan çekti beni. Beraber baktık yükseklere, eleleydik hep.. Sımsıkı sarıldık, bırakmadık.. Öyle saftı ki..
Tüm tereddütlerimi bana unutturdu. O varken yalnız hissetmezdim ben. Bana söz verdirdi, kimseyi sevmiyceksin başka tamam mı dedi. Kimseyle evlenmiyceksin, aranızda yatarım yoksa dedi. Sen yalnız benim olucaksın.. Ben bakıcam sana böyle, kimsenin görmediği seni ben görücem dedi. Hayatımızı beraber kurucaz hepsini planlıcaz dedi. İşin en keyifli zamanı şimdi olucaktı oysa.
Bi keresinde şöyle demişti "Ben seni terk edemem. Sen de edemezsin. Zaten terk edeni diğerimiz bağlasın. Ayrılmayalım hiç."

Şaka gibi geliyodu o zaman bunlar. Bi gün gerçek olucağı hiç aklıma gelmemişti. Çünkü o bana bunu öğretmişti. Hayal kurmayı, inanmayı, sevmeyi öğretmişti. Hiçbi şey düşünmeden doya doya sevmeyi..

Ve ben nedenini bile anlayamadan bi aşk uçtu ellerimden.

Şimdi vakit şişelerin dibini görme bağıra bağıra şarkı söyleme vaktidir.
Gerisini sonra düşünürüz..

Gitme diyemedim

Evet, yanlış duymadınız. Büyük aşk sona erdi.. Şimdi size ilişkim hakkında henüz bir şey anlatmamış olduğum için şaşırmıyorsunuzdur. Ama benim üzerimde hala bunun şoku var. Aşk bitti..
Nasıl oldu ne zaman oldu inanın hiçbir fikrim yok. Neden olduğunu da bilmiyorum muhtemelen. 4-5 gündür konuşmuyorduk. Onu çok özlemiştim, sesini duymayı çok istemiştim fakat onu arayamamıştım. Ondan herhangi bir şey de beklememiştim. Kafam karışıktı çünkü. Beni karıştıran şey ilişkimizden çok 'ben'dim. Biliyorsunuz, sonuçlar açıklandı. Bi karar vermem gerekiyo ve bu cidden çok sancılı bi süreç. Onun açısından bi sorun olmadığını tahmin ediyorum. -tahmin ediyorum çünkü sormamıştık birbirimize- Çünkü istediği her yere gidebilecek bir puana sahip. Bense tembelim ve benim için zor bi dönem şu günler. Kafamda bin tilki dolaşıyo. Sabah diyorum ki ben en iyisi dersaneye gidip seneye gireyim sınava. Akşam oluyo canım sıkılıyo iyice aman diyorum gideyim işte ne var. Böyle bi durumdayım. Bi yandan sevgiliyi düşünüyorum. Onunla ortak yazma durumlarımız falan var. -bu da ayrı bi hikaye- Bi tıplara bakıyorum bi benim yazıcağım işletmedir şudur budur ben iyice hortlak gibi oldum. Zaten özlemişim kollarına atlıyasım geliyo. Böyle saçma bi dünyada yaşıyorum bikaç haftadır.
Derken sabah duştan çıktım bi baktım ki telefonumda bir cevapsız arama ve bir de mesaj. Müsait olup olmadığımı soruyor konuşmak istiyormuş benimle. O an içim ısındı.. Her şey silindi zihnimde. Hatta öyle pişman oldum ki kaç gündür onu aramadığım için. Çünkü biliyorum ilacım ya o benim, hani her zaman olmuştur ya.. Mutsuz olduğumuzda birbirimizi yiyip küsüşmüşsek falan özliyip sarılıveriyoruz sonra hemen geçiyo. Isınıyorum aydınlanıyorum.. Öyle bi aşk yaşadık ki hani aklıma kötü bi şey gelmiyo. Yaşasın dedim ya özlemiş beni. Müsaitim şimdi arayabilirsin diye cevap yazdım ama içimden sevmeye başladım bile onu. Bebişim benim diyorum içimden sevgilisini de özlermiş canım diyorum her şeyim diyorum.. Bana dönmesi bi on dakika falan sürdü. Ben bekliyorum ama nası mutluyum. Ondan önceki gece de nerdeyse mesaj atıyodum son anda vazgeçmiştim. Duştayken de aklıma geldi düşündüm onu falan. Diyorum işte hissediyo benim onu düşündüğümü..
Ve beklenen telefon geldi. Telefonun ışığı yanıp sönüyor, bebişim.. Bebek gibi sevdirmeye kendisini bayılırdı. Ona bebeğim olduğunu söylerdim böle kedi gibi şımarır mutlu olurdu. Onu telefona böyle kaydettiğimde de çok hoşuna gitmişti...
Nasıl olduğumu, sınavımı sonucumu falan sordu; anlattım uzun uzun.. Ne yapmayı düşünüyosun dedi kararsızım dedim. Karar verirken beni düşünme dedi. Bana göre verme kararını dedi.. Anladım artık, soğuğu hissetmeye başladım yüzümde.. Aslında doğru insan olmadığımızı söyledi birbirimiz için.

"Hep öyle zannettik ama aslında öyle değildik"

Kanım dondu.. Bi yere gitmiyo bu dedi.. Evet dedim, haklısın. -niyeyse- Üzmek istemiyormuş ikimizi de.. Doğrusu buymuş..
Falanmış filanmış.
Anladım ki kararını vermiş. Önümüzdeki yüz senesini benimle geçirmeye söz veren, benden asla vazgeçmiyceğini, her ne olursa olsun bunun bitmiyceğini söyleyen ve en önemlisi tüm bunlara beni inandırmak için büyük çabalar göstermiş bebeğim beni terk ediyordu.. Sesimi çıkarmadım..

".. şimdi telefonu kapatıcam ve sonsuza kadar hayatından çıkmış olucam."

-sessizlik-

..

"kapat.." -yalvarırcasına-

"kendine iyi bak"

derin bir iç çektim ağladığımı belli etmemeye çalıştım.. -aptal, sen olmadan nasıl yapıcağımı düşünüyosan!-
sustum..

telefon kapandı ve
büyük aşk sona erdi..

18 Temmuz 2010 Pazar

Ben

Size biraz kendimden bahsedeyim,

18 yaşında bi genç kızım. Huysuzum, inatçıyım, gevezeyim. Kafam daima karışıktır ve durmadan bi şeyler üzerine düşünmem gerekiyormuş gibi hissederim. Çoğunlukla güleryüzlüyüm, sempatik bulurlar beni fakat katlanılamayacak huylarım da yok değil. Sanırım beğenmeme hastalığına yakalandım. Yanlış anlaşılmasın, kibirli değilimdir; burnum havada hiç değildir. Fakat öyle işte. İçinde bulunduğum ortamda bazen yalnız hissederim kendimi, konuşacak birilerine ihtiyaç duyarım ama yoktur o kişi. Uyumlu biriyimdir üstelik. Hemen hemen herkesle iyi geçinirim. Ama bazen onlarla aynı pencereden bakmadığımızı görürüm. Ya onlar farklıdır benim gözümde, ya ben diğerlerinden farklıyımdır. Anneme sorsak ergen mızırtılarıdır bunlar. Ama ne olursa olsun, şu an ben buyum.
Audrey Hepburn'e bayılırım. Galatasaraylıyımdır, hem de çok koyu. Ama sorsanız kalecisini tanımam. Küçükken babam ve arkadaşlarının izlediği bir maçta kazanan takım Galatasaray olduğu için ve yan komşumuz olan yakışıklı abi Galatasaray Üniversitesi'ni kazandığı için ben artık bir Galatasaraylı'ydım.
Üniversite falan demişken.. Sınavlara girdim bu sene. Ama tahmin edersiniz ki stresli bir dönem içersindeyim. Ne olucağını ancak bir ay sonra falan yazacağım buraya.
Fakat şunu iyi biliyorum ki, -işte bu tam bir ergen mızırtısı oluyor- yaşadığım şehirden uzak bir yerlere gideceğim. Bunun üzerine çok düşündüm. En sonunda uzakta olmanın en doğru karar olduğuna inandım. Aileden uzak olmanın.. Belki deneyebilirdim bir sene daha. Belki daha iyi şeyler yapabilirdim. Ama öyle bir şey ki bunları ne zaman düşünsem bir şeyler bana gitmem gerektiğini gösteriyor durmadan.. Ve ben de, evet sırf ailemden uzaklaşmak için, gidicem buradan.
Ailemle asla geçinemem. Fikirlerimizin uymaması falan değil bu. Kuşak çatışması denen her ailede vardır. Ben -belki içimde bi parça asilik olduğundan, katı oluşumdan- affedemiyorum. Yaşananları unutamıyorum. Boyun eğemiyorum. Kendimi savunma ihtiyacı hissediyorum ve bunu yaptıkça yıpranıyorum. Evet, 18 yaşındayım, buraya gelmiş bilmiş bilmiş konuşuyorum. Fakat bunu yazmasaydım emin olun asla inanmazdınız. Yazdım, çünkü tamamen samimi bir blog olmasını istiyorum buranın.
Bitirmeden.. Bir de erkek arkadaşım var benim, C. Kendisi hayatımın aşkı falan olabilir. Pek bi mutlu, sevişgen bi çiftiz. Ama sık sık da didişiyoruz. Bugün de o günlerden biri olduğu için anlatasım gelmiyor onun hakkında bir şeyler. Ne zamann gelir benim gönlümü alır, işte o zaman ben de aşık aşık konuşurum buralarda. - bunu da yeni öğrendim:) -

Şimdilik bu kadar yetsin bakalım. Üniversite muhabbetlerinden falan keyifsizliğimi anlayabilirsiniz. Bu da bi'şey yazmıyo gidelim burdan triplerine falan girmeyin derim ben.
Sizi seviyorum, çünkü mühim ya da değil, anlattıklarımı dinleyen herkes çok değerlidir benim gözümde.