18 yaşında bi genç kızım. Huysuzum, inatçıyım, gevezeyim. Kafam daima karışıktır ve durmadan bi şeyler üzerine düşünmem gerekiyormuş gibi hissederim. Çoğunlukla güleryüzlüyüm, sempatik bulurlar beni fakat katlanılamayacak huylarım da yok değil. Sanırım beğenmeme hastalığına yakalandım. Yanlış anlaşılmasın, kibirli değilimdir; burnum havada hiç değildir. Fakat öyle işte. İçinde bulunduğum ortamda bazen yalnız hissederim kendimi, konuşacak birilerine ihtiyaç duyarım ama yoktur o kişi. Uyumlu biriyimdir üstelik. Hemen hemen herkesle iyi geçinirim. Ama bazen onlarla aynı pencereden bakmadığımızı görürüm. Ya onlar farklıdır benim gözümde, ya ben diğerlerinden farklıyımdır. Anneme sorsak ergen mızırtılarıdır bunlar. Ama ne olursa olsun, şu an ben buyum.
Audrey Hepburn'e bayılırım. Galatasaraylıyımdır, hem de çok koyu. Ama sorsanız kalecisini tanımam. Küçükken babam ve arkadaşlarının izlediği bir maçta kazanan takım Galatasaray olduğu için ve yan komşumuz olan yakışıklı abi Galatasaray Üniversitesi'ni kazandığı için ben artık bir Galatasaraylı'ydım.
Üniversite falan demişken.. Sınavlara girdim bu sene. Ama tahmin edersiniz ki stresli bir dönem içersindeyim. Ne olucağını ancak bir ay sonra falan yazacağım buraya.
Fakat şunu iyi biliyorum ki, -işte bu tam bir ergen mızırtısı oluyor- yaşadığım şehirden uzak bir yerlere gideceğim. Bunun üzerine çok düşündüm. En sonunda uzakta olmanın en doğru karar olduğuna inandım. Aileden uzak olmanın.. Belki deneyebilirdim bir sene daha. Belki daha iyi şeyler yapabilirdim. Ama öyle bir şey ki bunları ne zaman düşünsem bir şeyler bana gitmem gerektiğini gösteriyor durmadan.. Ve ben de, evet sırf ailemden uzaklaşmak için, gidicem buradan.
Ailemle asla geçinemem. Fikirlerimizin uymaması falan değil bu. Kuşak çatışması denen her ailede vardır. Ben -belki içimde bi parça asilik olduğundan, katı oluşumdan- affedemiyorum. Yaşananları unutamıyorum. Boyun eğemiyorum. Kendimi savunma ihtiyacı hissediyorum ve bunu yaptıkça yıpranıyorum. Evet, 18 yaşındayım, buraya gelmiş bilmiş bilmiş konuşuyorum. Fakat bunu yazmasaydım emin olun asla inanmazdınız. Yazdım, çünkü tamamen samimi bir blog olmasını istiyorum buranın.
Bitirmeden.. Bir de erkek arkadaşım var benim, C. Kendisi hayatımın aşkı falan olabilir. Pek bi mutlu, sevişgen bi çiftiz. Ama sık sık da didişiyoruz. Bugün de o günlerden biri olduğu için anlatasım gelmiyor onun hakkında bir şeyler. Ne zamann gelir benim gönlümü alır, işte o zaman ben de aşık aşık konuşurum buralarda. - bunu da yeni öğrendim:) -
Şimdilik bu kadar yetsin bakalım. Üniversite muhabbetlerinden falan keyifsizliğimi anlayabilirsiniz. Bu da bi'şey yazmıyo gidelim burdan triplerine falan girmeyin derim ben.
Sizi seviyorum, çünkü mühim ya da değil, anlattıklarımı dinleyen herkes çok değerlidir benim gözümde.
Samimi bi blog olmasını istiyorum demişsin, gayet de samimi şeyler yazmışsın.'Konuşacak birine ihtiyaç duyarım ama yoktur o kişi'
YanıtlaSilkısmına gelirsek belki de blogda yazı yazarken öyle biri varmış ve sen onla konuşuyormuş gibi hissediyor olabilirsin bu da samimiyeti artırıyor bence. Ailenle aranı bilemem ama kaçıp gitmek, başka yerde okumak dersen; 2 yıl önce senin gibi düşünüyordum ama hiçte öyle olmuyormuş. Her zaman en rahat ettiğin yer yine orası oluyor, sadece belirtmek istedim. Yazının en son kısmı için de ayrıca teşekkürler : )
ahh.. elbette ki ne kadar gerçekçi isteklerim olduğu konusunda şüpheliyim, bunu zaman göstericek diye umuyorum. teşekkür ederim, sizler varsanız konuşacak birileri de var demektir oralarda bir yerlerde :)
YanıtlaSil