30 Ağustos 2010 Pazartesi

Ben buraya bi'şey demeye geldim ama şimdi unuttum bak.

Çok önemli bi'şey söyliycetim ama unuttum.. Demek ki yalanmış diyenleriniz var, biliyorum. Değildi. Yeminlen değildi..

Not: Emmy'yi izlemeyi unutma!

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Vişneli Browni - Sert Bi Nescafe

Evet millet bu akşamki bilgisayar başı atıştırmalıklarım bunlar. Her gece bi'şeyler yiyip içiyorum bu gidişle alıcağım kiloların haddi hesabı olmayacak gibi geliyor bana.

Şu bi gerçek ki ben bir kahve bağımlısıyım. Hatta evet blogumun ismini 'Bir kahve bağımlısının günlüğü" falan yapabilirmişim. En sevdiğim ikiliden biri kahve-browni, diğeri ise kahve-Hanımeller Negrita'dır. Fazla yemek yemeyi sevmem. Zaten günde iki defa falan acıkırım. Bu yüzden olsa gerek midemin küçük olduğunu iddia ederler. Fakat öyle bir şey ki söz konusu olan tatlıysa doymak bilmiyorum. Ay kusucam ay midem ay bilmemne derler ya hani azcık tatlıdan sonra. İşte bende o olay yok. Kendime hakim olamıyorum ve önüme ne kadar tatlı koyarsanız koyun en kısa zaman diliminde tüm kırıntıları süpürmüş bulursunuz beni. Evet, ben geleceğin bir şeker hastası adayıyım. Evet, diyetisyenler kol gibi yasak listesi vericekler bana. Evet erkenden ölücem.
Ama tatlısız da yaşanmaz ki zaten canım..

***

Bugün bi takım sosyal aktivitelerde bulundum. Sosyal derken yanlış anlaşılmasın. Tabii ki de evden dışarı adımımı atmadım her zamanki gibi. Twitter mış Facebook muş bunun gibi sosyal ağları seviyorum ben. Kendi adım ve soyadım şeklinde hesaplarım vardı. Fakat kendimi hiç özgür ve rahat hissedemediğim için isim vermemeyi tercih ettim. Blogum, Formspring'im (hala tek bi soru yok gerçi) ve Twitter'ımdan sonra FriendFeed hesabı açtım bugün kendime. O kadar hoşuma gitti ki. Paylaştığınız resimler, blogunuzdaki ve Twitter'ınızdaki yazılar FriendFeed'de toplanıyor. Çok düzenli bir şey bence. Sizlere de tavsiye ediyorum.

Sosyal ortamda yeni olduğum için ve de reklamımı pek yapmadığım için elbette ki sahipsizim. Takipçim çok az. Ama olsun. Sonuçta bu siteler kendini gösterme sitesi değil, bi tür paylaşım platformu. Öyle yani.

Eh bu kadar anlatmışken adresimi de veriyim size, herbi şeyciğimi görmek isteyenler için:
http://friendfeed.com/neilebaslayan

Sosyalleşelim efenim, söz veriyorum acımıcak. Öptüm hepinizi!

Hayat ne tuhaf vapurlar filan..

Az önce en son 3 sene önce gördüğüm insanlar geldiler bize oturmaya. Şehir dışından geldiler hem de. Süpriz falan yaptılar. Açıkçası geçerken uğramışlar yani. Şunu farkettim, insanlar acayip değişiyo. Yani huyu suyu tabii değişir de, fiziksel olarak da müthiş bi değişim oluyo. Anne/baba olanlar yaşlanıyo, kilo alıyo ve biraz daha 'amaaaan başlarım elaleme ben buyum işte' triplerine giriyolar. Çocuk olan kesim de büyüyo, boyları uzuyo, sivilceleri çıkıyo ve 'anneeee yaaaaaa hiç anlamıyosun beniii' oluyolar. Bu bi döngü. Yani yeni bişi icat etmedim tabii ki şu an ben. Çok mühim bi şey de değil ama ne bileyim bana çok enteresan geldi. Biz de öyleydik zamanında. Babam sigara içiyor diye kıyameti koparır küserdim ona. Annem de sürekli bi şeyleri unutuyor mesela şu an. Sonra günün birinde hani çocuklarım falan olursa biz de öyle olcaz. Herkes öyle olcak. Çok ilginç.

Bi de bi'şey diycem. Şu erkekler de çok enteresan bi insan türü. Hani belki biz de garibizdir ama farkında değilim bunun. Belki onlar da kızlar değişik diyorlardır. Ama onlar çok ilginç geliyorlar bana. Ne biliyim. Mesela bazıları çok nazikler, centilmenler falan. Ama bazıları var geğirip duruyor. Ben şu ana kadar bi kere geğirmedim bi erkeğin yanında. Hatta yalnızken bile hatırlamam geğirdiğimi, belli mi olur alışkanlık falan olur allah korusun. Ha tamam meraktan bi bakmışızdır hepimiz ya bu insanlar büööörrgg diye ses çıkarıyo hakkaten oluyo mu öyle şeyler bi bakayım falan demişizdir. Ama o kadar yani. Tıpkı neymiş şu nargile bi bakayım der gibi.
Sonra mesela şu var bazı erkeklerde. -hatta baya çoğu öyle- Kız arkadaşı olarak bi'şey istiyorsun mesela sevgilinden. Ama büyük bi'şey istemiyorsun ki hani sıkıntıya düşmesin. O da mutlu olsun sen de. Ama işte gidiyo akıllı unutuyo veya başka bi şey oluyo yapmıyo. Sinir oluyoruz biz de kızlar olarak dimi? Bu sefer diyo ki bu kadar küçük şeyden neler diyosun bana. Ya tamam küçük şey de niye yapmıyosun o zaman çok mu zordu?
Bu sefer madem küçük şey diyo diye biraz daha büyük şey istiyosun. Hani öyle bi izlenim yaratıyo çünkü adam angarya geliyo öyle manevi anlam taşıyan şeyler. İşin içine biraz somutluk katmak amacıyla maddiyattır koşturmacadır öyle şeyler giriyor. Sonra bu akıllı adam diyo ki her şey mümkün olamayabiliyo, elimde olsa da daha iyisini yapsam.
Yahu bir de kadınlara derler huysuz diye. Yanılıyo muyum? Sanki reddetmek, itiraz etmek için var bu erkekler. Bazen ciddi anlamda böyle düşünüyorum.
Hani ben de pek beceremem bu kız erkek ilişkilerini ama en azından insan tutarlıdır neyi yapıp neyi yapamıcağını bilir. Bu erkeklerin düşünce tarzı biraz enteresan o yüzden.
Bi de bazıları var sevgi göstererek, ilgilenerek falan böle şefkatli şefkatli yaklaşarak orta yolu bulmaya çalışırsın hiiiçççç etki etmez onlara. Neyse ki benim sevgilim öyle değil. Zaten yeterince huysuzz..
Bi de bazı erkekler gerçekten hiç tahrik olmuyolar. Ya da çaktırmıyolar.

Öyle yani blog. Bazen küçük bir çocukmuşçasına sorular soruyorum hep. Bazen cidden çok ilginç geliyo bazı şeyler bana. Sizce de öyle değil mi ya

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Geceler güzeldir. Geceleri severim. Geceler huzurdur.

Şuursuzca basıyorum 'yeni kayıt' şeyine. Sadece yazmak istiyorum.

Bu yaz benim için çok boş bi yazdı önce onu söylemek istiyorum. Sıcaklarla birlikte şu üniversite olayları ömrümün bikaç senesini benden almış bulunmakta. Neyse ki artık üniversite konusu açıklığa kavuştu, İstanbul Üniversitesi'ndeyim. Şimdiye kadar hiçbir zaman hayallerimde yeri olmayan bir şehir, İstanbul.. Adına şarkılar, şiirler yazılan; büyük aşkların şehri İstanbul. Aslında başlı başına bir aşk.. -imiş- Yaşayarak öğrenmek lazım gelir bundan sonrasını.
Yeni bir hayata merhaba demiş bulunmaktayım haliyle. Yeni bir okul ve yeni yüzlerle birlikte yeni anılarla dolduracağım yeni bir şehir..
İtiraf edeyim İstanbul hakkında hiçbir fikre sahip değilim. Hayatımda biri okul gezisi biri babamın iş gezisi olmak üzere yalnızca iki defa gittim ve öyle İstanbul'u anlatan bir şeylerle karşılaşmadım henüz. O yüzden ruh halim biraz enteresan diyebilirim. Heyecan ve korkuyu birlikte yaşıyorum. Mutluyum; fakat yalnızca gidiceğim için. Hem 'uzak' değil miydi beni heyecanlandıran?

Inception'a gittim birkaç gün öncesinde de. Son günlerde izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. Sonu şaşırtan filmleri her zaman iyi kabul eder zihnimiz ayrıca yanılıyor muyum? :)
Son demişken.. Lost'a bir buçuk ay önce başlamıştım ben. 6 sezonu birden izledim eve kapanıp. 6 sezonluk bir dizinin en kötü bölümünün final bölümü olması ne kadar acı bir şey. Şaka gibiydi. Hala şaşkınım. Bu kadar yaratıcı bu kadar zeki adamlar böyle bir sonu mu layık görmüşler acaba dünyaca ses getiren bir diziye. Benim Lost uğruna uykusuz kaldığım geceler, çektiğim baş ağrılarının haddi hesabı yok. Kaç defa rüyama girdiğini bile sayamadım. 6 sene boyunca sabredip bekleyen izleyicilere gerçekten üzüldüm. Tamam Lost'u kötülemiyorum, asla kötüleyemem. Ama şunu anladım ki Lost'u Lost yapan şey final değil, finale gelene kadar geçen süreçmiş. Derler ya başardığın değil nasıl başardığındır diye. Öyle bir şey olmuş. Neyse artık.
Bir Lost da geldi geçti işte..

Aslında anlatıcak şeylerim vardı ama acayip uykum geldi. Bir de size bir şey itiraf edeyim; küçüklüğümden beri en korktuğum şeylerden biri davulculardır. Sesine tahammül edemem. Artık davulcuya şikayet ederim diye korkuttular mı naptılar bilmiyorum. Hala müthiş bir gerginlik yaşıyorum şu sahur saatleri. O yüzden bir an önce uyumalı diyorum.

Herkese iyi sabahlar!

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Bi keresinde filler çok şişman diye ağlamıştım.

Günler çok hızlı geçiyor. Hızlı yaşıyoruz hayatı. Yaşıyoruz yaşamasına da dolu dolu mu yaşıyoruz, o var. Şöyle dönüp bakıyorum da.. Hayati kararlar, sorumluluklar, güzel insanlar bıraktım geride. Oysa hayatımızın ne kadar küçük bi parçasıymış tüm bu yaşananlar. O bitmeyecekmiş gibi gelen geceler boyu döktüğümüz gözyaşları, isyanlarımız.. Ne kadar önemsizmiş, ne kadar basitmiş.
Şimdi önümde koca bir hayat var. Büyümem için yeterli zamanım var. Tanıyacağım yeni insanlar. Yeni gözyaşları var beni bekleyen. 'Her şeyim' dediğim bir adam var, sonsuza kadar seveceğime inandığım.. Çekeceğimiz acıları az çok kestirebiliyorum. İki yol var önümüzde. Ayrılmak zorundayız.. Öpüşler, sevişmeler yok öyle eskisi gibi. Sevmek var sadece, doyasıya sevmek. Görmeden, dokunmadan; duyarak sevmek var.
Olsun. Dedim ya, küçük bir parçası bunlar hayatın. Önemli olan inanç. İnancınızı koruyabilirseniz eğer, her şeyi başarabilirsiniz, hiçbir şey zor gelmez size düşündüğünüz kadar. Artık bunu biliyorum.
Biliyorum ki bu geçmek bilmeyen ya da nasıl geçtiğini anlayamadığımız, hem sıkıntıdan patladığımız hem yaşamaya doyamadığımız yaz da bitecek. Mağazalarda yeni sezon açılacak, televizyonda yeni diziler başlayacak. Okullar açılacak, sınavlar falanlar filanlar. Aslında bu işlerin nasıl yürüdüğünü çok iyi biliyoruz öyle değil mi?
Bir de nasıl yaşamamız gerektiğini bilsek..